
Mevsimler
Yüce Allah’ın insanlığa bahşettiği en büyük nimetlerden biri de mevsimlerdir.
Sonbahar, kış, ilkbahar ve yaz… Her biri vakti geldiğinde hiç şaşmadan gelir, görevini yapar ve yerini diğerine bırakır. Mevsimler yalnızca tabiatın değil, insan hayatının da sessiz şahitleridir. Onlar değişirken biz de değişiriz. Bir mevsimi geride bırakıp aynı mevsime yeniden kavuştuğumuzda aslında bir yıl daha yaşlanmış, bir yıl daha ömür sermayemizden eksiltmiş oluruz. O zaman insan kendi kendine sormadan edemez: Bu bir yılda neler kaybettim, neler kazandım?
İlkokul yıllarında hepimize mevsimler resimlerle öğretilirdi. Sonbahar denince gözümüzün önüne sararan yapraklar, dallarından koparak toprağa düşen ağaçlar gelirdi. O günlerde sadece bir tabiat olayı olarak gördüğümüz bu manzaranın, aslında hayatın ta kendisi olduğunu yıllar geçtikçe daha iyi anlıyoruz. Çünkü sonbaharda sadece yapraklar dökülmez; nice umutlar solar, nice hayaller toprağa düşer, nice sevdiklerimiz ebedî yolculuğuna uğurlanır. Güvenlerin sarsıldığı, azimlerin kırıldığı, insanların yorgun düştüğü dönemler de bir bakıma hayatın sonbaharıdır.
Kışın ise tabiatta ve insan hayatında bambaşka bir yeri vardır. Her tarafın beyaza büründüğü, bitkilerin uykuya çekildiği, kuşların sessizleştiği, insanların kalın giysilere ve sıcak bir yuvaya ihtiyaç duyduğu mevsimdir. Doğrusu ben her mevsimi severim; fakat tercih etme imkânım olsa yaz mevsimini seçerdim. Çünkü kış, beraberinde birçok zorluğu da getirir. Fırtınalar, tipi, çığ ve şiddetli yağışlar yalnızca tabiatın dengesini değil, insanların hayatını da derinden etkiler.
En çok da mazlumların hâli insanın yüreğini burkar. Isınacak bir evi olmayan, yakacak bulamayan, faturalarını ödeyemediği için soğukta kalan insanların dramı çoğu zaman kış aylarında daha belirgin hâle gelir. Eskiden bir komşunun getirdiği bir torba kömür ya da birkaç odun, bir ailenin içini ısıtmaya yeterdi. Bugün ise doğalgazı ya da elektriği kesilen bir insanın çaresizliği çok daha farklı boyutlara ulaşmıştır. Nakit parası olmayan, soğuk bir evde titreyerek sabahı beklemek zorunda kalabiliyor. İşte bu yüzden kışın güzelliklerini inkâr etmesem de, onun ağır yükünü de görmezden gelemiyorum.
Yaz mevsimi ise ayrı bir güzelliktir. Okulların tatil olduğu, köylerin, yaylaların ve ovaların yemyeşil örtüye büründüğü; Allah’ın insana sunduğu nimetlerin en canlı hâliyle görüldüğü bereketli günlerdir. Ne var ki son yıllarda yaz mevsimi, inançlı insanlar açısından başka bir imtihanı da beraberinde getiriyor. Sokaklarda, caddelerde, pazarlarda ve hayatın hemen her alanında giderek artan bir teşhir anlayışıyla karşı karşıyayız. Buna sadece açıklık demek doğru olmaz; artık birçok yerde ölçüsüz bir çıplaklık hâkim olmaya başlamıştır.
Moda adı altında insanlara adeta “varla yok arası” kıyafetler dayatılıyor. Özellikle gençler, kendilerine sunulan bu anlayışı sorgulamadan benimsemeye teşvik ediliyor. Bazen kendi kendime düşünüyorum: Gidişat böyle devam ederse, bir gün görünmeyen elbiseler üretildiğinde onları giymek için bile yarışan insanlar görebiliriz. Bu manzara artık sadece büyük şehirlerde değil; köylerde, yaylalarda, kasabalarda ve ülkenin en ücra köşelerinde bile karşımıza çıkıyor.
Bu gidişata sessiz kalamayız. Çünkü bizim inancımız bu değildir. Bizim medeniyetimiz, kültürümüz ve ecdadımız insan onurunu, hayâyı ve iffeti esas alan bir anlayışın temsilcisidir. Elbette kimseyi küçümsemek ya da dışlamak doğru değildir; ancak yanlışın normalleşmesine de razı olamayız. Özellikle genç neslimizi hedef alan, değerlerinden uzaklaştırmaya çalışan kültürel projelerin farkında olmalı ve onlara sağlam bir kimlik kazandıracak çalışmalar yapmalıyız.
Ben ümitsiz değilim. Bu millet geçmişte nice zorlukları birlik ve beraberlikle aşmış bir millettir. Vatanını canıyla, kanıyla savunmuş, değerleri uğruna büyük bedeller ödemiştir. Aynı irade bugün de yeniden dirilebilir. Gençlerimizi özüne döndürecek, aileyi güçlendirecek, ahlâkı ve maneviyatı yeniden hayatın merkezine taşıyacak çözümler elbette vardır. Yeter ki samimi olalım, gayret edelim ve doğru nesiller yetiştirmeye odaklanalım.
İlkbahar ise bütün bu umutların sembolüdür. Kuruyan dalların yeniden yeşerdiği, çiçeklerin açtığı, hayatın yeniden can bulduğu mevsim… Rabbim gönüllerimize de böyle baharlar nasip etsin. Bugünümüzü dünden, yarınımızı da bugünden daha güzel eylesin. Hayatımızı imanla, ahlâkla ve umutla güzelleştirsin.
ALLAHA EMANET OLUN