
Gün içinde binlerce kez yutkunur, sevdiklerimizle keyifli sofralara otururuz. "Yutkunma" ve "yemek yeme" o kadar doğal reflekslerdir ki, bir sorun yaşayana kadar bu kusursuz mekanizmanın farkına dahi varmayız.
Ancak ağız ve yutak bölgesinde yer alan bademcikler (tonsiller) veya tükürük bezlerinde meydana gelen hastalıklar, bu sıradan günlük eylemleri bir anda kabusa dönüştürebilir.
Boğazda geçmeyen batma hissi, yutkunurken kulağa vuran şiddetli ağrılar veya yemek yerken çene altında aniden beliren şişlikler, hastaların beslenme düzenini ve psikolojisini altüst eder.
Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, hem yetişkinlerde hem de çocuklarda sık görülen bu rahatsızlıklarda güncel medikal ve minimal invaziv (en az hasar veren) cerrahi yaklaşımlarla hastalarına kalıcı, izsiz ve ağrısız çözümler sunmaktadır.
Bademciklerimiz, boğazımızın her iki yanında bulunan ve vücudun savunma sistemine yardımcı olan lenfoid dokulardır.
Görevleri, solunum veya sindirim yoluyla vücuda girmeye çalışan mikropları yakalamaktır. Ancak bazı durumlarda bademcikler bu koruyucu vasfını kaybeder ve bizzat enfeksiyonun kaynağı (fokal enfeksiyon) haline gelir.
Eğer bir kişi yılda 5-6 defadan fazla şiddetli bademcik iltihabı (tonsillit) geçiriyorsa, sürekli antibiyotik kullanmak zorunda kalıyorsa, ağız kokusu yaşıyorsa veya bademcikler üzerinde biriken beyaz taşlar (tonsillolit) yutkunma güçlüğü yaratıyorsa, bademciklerin alınması tıbbi bir gereklilik halini alır.
Şişmiş ve kronik olarak iltihaplı bademcikler sadece boğaz ağrısı yapmakla kalmaz; kana karışan bakteriler uzun vadede kalp kapakçıklarına, böbreklere ve eklemlere de ciddi zararlar verebilir.
Ayrıca aşırı büyümüş bademcikler gece uykusunda nefes durmalarına (uyku apnesi) yol açarak kişinin sabahları yorgun ve halsiz uyanmasına neden olur.
Geçmiş yıllarda uygulanan geleneksel bademcik kesi yöntemleri, ameliyat sonrası kanama riski ve uzun süren ağrılı yutkunma şikayetleri nedeniyle hastaları, özellikle de yetişkinleri haklı olarak korkutmaktaydı.
Ancak günümüz tıp teknolojisi bu korkuları tamamen geride bırakmıştır.
Radyofrekans, thermal welding (ısı ile doku mühürleme) veya koblasyon (soğuk plazma) gibi ileri teknoloji sistemler kullanılarak yapılan modern bademcik ameliyatlarında neşter kullanılmaz ve kanama riski neredeyse sıfıra indirilir.
Çevre dokulara zarar verilmediği için ameliyat sonrası iyileşme hızı dramatik bir şekilde artar. Bu bağlamda, tecrübeli ellerde gerçekleştirilen başarılı bir Samsun Bademcik Ameliyatı süreci sayesinde, hastalarımız operasyonun ertesi günü sıvı gıdalarla beslenmeye başlayabilmekte ve normal hayatlarına çok kısa sürede, konforlu bir geçiş yapabilmektedirler.
Beslenme konforumuzu bozan bir diğer önemli sorun ise tükürük bezi hastalıklarıdır. Vücudumuzdaki büyük tükürük bezleri (çene altı, kulak önü ve dil altı bezleri) sindirimin ilk aşaması olan tükürük salgısını üretir ve ince kanallar vasıtasıyla ağız içine akıtırlar.
Bazen bu salgının içindeki kalsiyum ve mineraller çökerek kanalların içinde taşlar (sialolit) oluşturur.
Tükürük bezi taşı olan bir hasta, yemeğin kokusunu aldığında veya ilk lokmayı ağzına attığında tükürük üretimi hızlanır. Ancak kanal taş ile tıkalı olduğu için üretilen tükürük ağız içine akamaz ve bezin içinde birikir.
Bu durum, saniyeler içinde çene altında veya kulak önünde dışarıdan net bir şekilde görülebilen, sert, şişkin ve son derece ağrılı bir kitle oluşumuna yol açar. Yemek bittikten 1-2 saat sonra şişlik yavaşça iner.
Hastalar bu şiddetli ağrıyı yaşamamak için yemek yemekten kaçınır hale gelirler.
Eskiden tükürük bezi kanallarını tıkayan bu taşları çıkarmak için, boyun veya yüz bölgesinden cilde estetik olarak rahatsız edici kesiler (açık ameliyat) yapılır ve genellikle içinde taş bulunan tükürük bezi tamamen alınırdı.
Bu eski yöntem hem hastanın yüzünde ömür boyu taşıyacağı bir yara izi bırakır hem de bölgeden geçen yüz sinirlerinin (fasiyal sinir) zedelenmesi sonucu kalıcı yüz felci riskini barındırırdı.
Günümüzde bu taşların tedavisi Sialendoskopi adı verilen ileri teknoloji kapalı kamera yöntemiyle izsiz bir şekilde yapılmaktadır. Bu işlemde; 0.8 ila 1.6 milimetre gibi inanılmaz incelikteki mikro kameralarla, ağız içindeki doğal tükürük bezi kanalından içeri girilir. Boyunda veya yüzde hiçbir kesi yapılmaz.
Kamera ile kanalın içi televizyon ekranında büyütülerek izlenir, taşın yeri tam olarak tespit edilir. Ardından özel basket (sepet) teller, mikro pensetler veya lazer kırıcılar kullanılarak taş parçalanır ve ağız içinden dışarı çekilir.
Bu ileri düzey cerrahi tecrübe ve özel donanım gerektiren alanda, Samsun Sialendoskopi uygulamalarımızla hastalarımıza kesisiz, kankazsız ve organ koruyucu bir tedavi imkanı sunuyoruz.
İşlem sayesinde hastanın tükürük bezi alınmaktan kurtulur, yüz felci riski ortadan kalkar ve hasta işlemden sadece birkaç saat sonra normal yeme-içme fonksiyonlarına geri döner.
Yutkunma güçlükleri, geçmeyen boğaz ağrıları veya yemek yerken ortaya çıkan yüz şişlikleri hayatınızın normal bir parçası olmak zorunda değildir.
İster kronikleşmiş bademcik enfeksiyonları olsun ister sinsi bir şekilde ilerleyen tükürük bezi taşları; doğru teşhis, modern medikal altyapı ve tecrübeli bir cerrahi müdahale ile kalıcı olarak tedavi edilebilir.
Doç. Dr. Fatih Turgut, KBB alanındaki en güncel ve dokuya en saygılı teknikleri uygulayarak, hastalarının yemek masalarına sağlıkla ve keyifle dönebilmeleri için profesyonel çözümler üretmektedir.
Yetişkinlerde bademcik dokusu yıllar içinde geçirilen enfeksiyonlara bağlı olarak çevresindeki kaslara daha sıkı yapışmış olabilir. Bu nedenle iyileşme süreci çocuklara kıyasla birkaç gün daha uzun sürebilir. Ancak kliniğimizde kullandığımız termal kaynak (thermal welding) gibi modern kanamasız cerrahi teknikler, yetişkin hastalarımızın da ameliyat sonrası ağrılarını minimuma indirmekte ve iyileşmeyi hızlandırmaktadır.
Evet, kesinlikle faydalıdır. Ameliyat sonrası ilk günlerde soğuk uygulamak, ameliyat bölgesindeki damarların büzüşmesini (vazokonstriksiyon) sağlayarak olası kanama riskini azaltır ve ödemi engelleyerek doğal bir ağrı kesici etkisi yaratır. Sade, tanesiz dondurmalar ve soğuk sıvı gıdalar ilk günlerin vazgeçilmez besinleridir.
İşlemin zorluk derecesine, taşın kanal içindeki konumuna ve hastanın uyumuna bağlı olarak değişir. Kanalın hemen ağzına yakın, nispeten küçük taşlar lokal anestezi (bölgesel uyuşturma) ile poliklinik şartlarında çıkarılabilirken; kanalın derinlerinde yer alan, büyük taşlar veya lazerle kırma (litotripsi) gerektiren uzun işlemler için hastanın konforu açısından genel anestezi tercih edilmektedir.
Hastanın tükürük yapısına ve beslenme alışkanlıklarına bağlı olarak tekrarlama ihtimali bulunmakla birlikte, bu oran oldukça düşüktür. İşlem sonrası hastalarımıza bol su tüketimi, tükürük akışını hızlandırıcı masajlar ve limon/ekşi gıdalar tüketerek bezi tembellikten kurtarma gibi koruyucu tavsiyelerde bulunmaktayız.