
Sömürülmek.
“Sömürülmek” kelimesi, sadece bir coğrafyanın işgal edilmesini anlatan bir kavram değildir. Aslında insanlık tarihinin en acı gerçeklerinden biridir. Toprak sömürülür, yer altı ve yer üstü zenginlikleri sömürülür; emek sömürülür, alın teri sömürülür, inanç sömürülür, vicdan sömürülür, hatta sevgi ve merhamet bile sömürülür.
Peki kim, kimi, neden ve nasıl sömürür?
Sömürü denildiğinde ilk akla gelen, sömürgeci devletlerdir. Tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur. Avrupa’nın güçlü devletleri yüzyıllar boyunca Afrika’yı, Asya’yı ve dünyanın birçok bölgesini kendi menfaatleri uğruna işgal etti. Yer altı zenginliklerini aldı, insanlarını köleleştirdi, kültürlerini yok etmeye çalıştı.
Fransa’nın Cezayir’de yaptığı zulümler, İtalya’nın Afrika’daki işgalleri, İngiltere’nin geniş sömürge ağı, insanlık tarihinin utanç sayfaları arasında yer almaktadır. Bir zamanlar bereketiyle dillere destan olan Habeşistan’ın bugün açlık, kuraklık ve yoksullukla anılır hâle gelmesinde, yıllarca süren sömürge düzeninin büyük payı vardır. “Medeniyet götürüyoruz.” diyerek gelenler, geride gözyaşı, fakirlik ve bağımlılık bıraktılar.
Bugün de dünyanın birçok yerinde aynı zihniyet farklı yöntemlerle varlığını sürdürmektedir.
Kendisini özgürlük, demokrasi ve insan haklarının savunucusu olarak tanıtan Amerika Birleşik Devletleri’nin yakın tarihine bakıldığında ise farklı bir tablo ortaya çıkmaktadır. Kuruluş yıllarında binlerce Kızılderili katledilmiş, ardından Hollywood filmleriyle gerçekler ters yüz edilerek mağdurlar suçlu gibi gösterilmiştir. Vietnam’dan Afganistan’a, Irak’tan Suriye’ye kadar uzanan süreçte milyonlarca insan savaşın, gözyaşının ve yıkımın içinde bırakılmıştır. Gidilen birçok yerde geriye huzur değil; kan, gözyaşı ve istikrarsızlık kalmıştır.
Fakat günümüzde belki de daha tehlikeli bir sömürü çeşidi vardır ki, o da insanların duygularının sömürülmesidir.
İnsanların iyi niyeti sömürülüyor.
Merhameti sömürülüyor.
Sevgisi sömürülüyor.
Sadakati sömürülüyor.
Dostluğu sömürülüyor.
İnancı sömürülüyor.
Bazen bir siyasetçi oy uğruna insanların umutlarını sömürüyor. Bazen bir tüccar daha fazla kazanmak için güveni sömürüyor. Bazen bir dolandırıcı dini duyguları kullanıyor. Bazen de en acısı; aile içinde fedakârlık yapan insanların sevgisi ve iyi niyeti istismar ediliyor.
Öyle ki bugün birçok insan, karşısındaki kişinin samimiyetinden değil, kendisini kullanıp kullanmayacağından endişe eder hâle geldi.
Bu, toplum adına son derece düşündürücü bir tablodur.
Çünkü maddi kayıplar telafi edilebilir; fakat sömürülen güven kolay kolay geri gelmez. İstismar edilen sevgi eski sıcaklığını bulamaz. Kırılan gönüller, harap edilen umutlar yıllarca tamir edilemeyebilir.
Sömürü sadece devletlerin yaptığı bir zulüm değildir. Günlük hayatımızda, iş yerinde, ailede, arkadaş çevresinde ve sosyal ilişkilerde de karşımıza çıkmaktadır. Belki de modern çağın en büyük sömürgesi; insanın duygularını, vicdanını ve güvenini hedef alan sömürü düzenidir.
Unutmayalım ki güçlü olmak başkasını sömürme hakkı vermez. Gerçek medeniyet, güçlünün zayıfı ezmesi değil; güçlü olanın zayıfı korumasıdır. Gerçek insanlık ise menfaat elde etmek için kullanmakta değil, paylaşmakta ve yaşatmaktır.
Bugün kendimize şu soruyu sormanın tam zamanıdır:
Biz sömürülenlerden miyiz, yoksa farkında olmadan başkalarını sömürenlerden mi?
Vicdanımız bu soruya vereceği cevapla hem karakterimizi hem de insanlığımızı ortaya koyacaktır.
her türlü sömürüden uzak huzurlu ve mutlu bir yaşantı diliyorum
Allaha emanet olun