
SENİ SEVİYORUZ, SAVUNAN ADAM
Tarihin eline verdiği mührü
Davası uğruna kullanan adam
Kim ne derse desin fütur etmeyiz
Seni seviyoruz, Savunan Adam
Mühürlü gözleri görmediğinden
Sandıkları gibi sanılan adam
Yarınlar farkında, tarih farkında
Seni seviyoruz, Savunan Adam
Rahmetli Erbakan Hocamız yaşasaydı bu yıl 100 yaşında olacaktı. Ülkesine, milletine, inancına ve davasına adanmış bir ömür… Hayatının her sayfasında mücadele, her döneminde emek, her adımında büyük bir ideal vardı. O, inandığı değerleri yaşatmak için çalışan, karşısına çıkan engeller karşısında yılmayan ve geride nesillere yol gösterecek bir mücadele mirası bırakan bir şahsiyetti.
Başarılarla geçen eğitim hayatını, ülkesinin kalkınması için ortaya koyduğu gayretlerle taçlandırdı. İlmini üretime, düşüncesini projeye, inancını mücadeleye dönüştürmenin yollarını aradı. Onun dünyasında çalışmak, sorumluluk almak ve memlekete faydalı olmak birbirinden ayrı düşünülemezdi.
Acizane bendeniz de Refah Partisi’nden Saadet Partisi’ne uzanan siyasi hayatım içerisinde kendisini tanıma, dinleme ve sohbetlerinde bulunma imkânı buldum. Bugün geriye dönüp baktığımda, bu buluşmaların benim için ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlıyorum. Konuşmalarında insana sorumluluğunu hatırlatan, gayretini artıran ve geleceğe dair ümit veren bir taraf vardı. Onu dinlerken insan, kendi kendine “Ben bu ülke ve bu millet için ne yapabilirim?” diye sorardı.
İnançlı insanların kabiliyetlerinin küçümsendiği, önlerine görünür görünmez engeller konulduğu dönemleri hatırlıyoruz. Elbette helalinden yapılan her iş değerlidir; hademelik de temizlikçilik de alın teriyle kazanılan şerefli mesleklerdir. Mesele, bir kesimin insanlarını yalnızca belli işlere layık görüp onların ilimde, sanayide ve devlet yönetiminde söz sahibi olabileceğini kabullenmemekti. Erbakan Hoca, işte bu dar anlayışın karşısında durdu. Bu milletin evlatlarının mühendis, bilim insanı, sanayici, yönetici ve başbakan olabileceğine olan güvenini çalışmalarıyla gösterdi.
Fabrikalardan, üretimden, ağır sanayiden söz ederken gözünü ülkesinin geleceğine dikmişti. Türkiye’nin kendi imkânlarına ve yetişmiş insanına güvenmesini istiyordu. Ekonomik bağımsızlığın, siyasi iradeyi de güçlendireceğine inanıyordu. Bugün onun mücadelesini hatırlarken, üretmeye ve çalışmaya verdiği önemi de yeniden düşünmek gerekiyor.
Onun siyasetinde ahlakın ve maneviyatın özel bir yeri vardı. Makamı bir hizmet sorumluluğu olarak görmenin, kamu imkânlarını emanet bilmenin ve vatandaşın hakkını gözetmenin önemini anlattı. Kalkınmayı konuşurken insanın manevi dünyasını ihmal etmedi; milletin refahıyla birlikte değerlerinin korunmasını da dert edindi.
Siyasi hayatında nice engellerle karşılaştı. Partileri kapatıldı, yasaklarla yolu kesildi, düşünceleri küçümsendi. Buna rağmen yeniden çalışmaya, yeniden teşkilatlanmaya ve yeniden anlatmaya devam etti. Onun hayatından çıkarılacak derslerden biri de budur: İnsan, inandığı bir mesele uğruna çalışıyorsa karşılaştığı zorlukların ardından ayağa kalkmayı bilmelidir.
Erbakan Hocamızın ufkunda İslam dünyasının meseleleri de vardı. Müslüman ülkeler arasında iş birliğinin gelişmesini, imkânların ortak bir gayretle değerlendirilmesini ve mazlumların sesinin daha güçlü duyulmasını arzuluyordu. Filistin meselesine gösterdiği hassasiyet, bu anlayışının önemli bir parçasıydı. Adalet talebini ve zulüm karşısındaki sorumluluğu sürekli gündemde tuttu.
Elbette bir insanı sevmek, onun bütün kararlarını tartışmanın dışında tutmak anlamına gelmez. Her siyasi hayat gibi onun hayatı da değerlendirilebilir, farklı yönleriyle ele alınabilir. Benim gönlümdeki yerini belirleyen ise yıllar boyunca şahit olduğum gayreti, inancındaki kararlılığı ve memleketine hizmet etme arzusudur.
Bugün kendimize sormamız gereken sorular var: Onun çalışkanlığından ne kadar nasiplendik? Emanet anlayışını hayatımıza ne kadar taşıdık? Gençlerimizin yetişmesi için ne yaptık? Ülkemizin üretimine, insanımızın huzuruna, toplumumuzun ahlakına hangi katkıyı sunduk?
Bu soruların cevabı, duyduğumuz sevginin hayatımızdaki karşılığını da gösterecektir. Hatırasına vefa göstermek için onun önem verdiği meselelerde sorumluluk almamız; işimizi düzgün yapmamız, gençlerimize güvenmemiz ve insanımıza faydalı olmamız gerekiyor.
Doğumunun yüzüncü yılında rahmetli Erbakan Hocamızı minnetle, muhabbetle ve dualarla anıyorum. Kendisini tanımış, dinlemiş ve mücadelesinin bir bölümüne şahit olmuş olmayı hayatımın kıymetli hatıraları arasında taşıyorum.
Rabbim hizmetlerini kabul eylesin, taksiratını affetsin, mekânını cennet eylesin. Bizlere de inandığı değerler uğruna dürüstçe çalışan, adaleti gözeten ve hayırla anılan kullarından olmayı nasip etsin.
Seni seviyoruz, Savunan Adam…
Bilal Hacıhüseyinoğlu