logo yanı reklam

Bilal Hacıhüseyinoğlu yazdı Fındıkçının İmtihanı



Eklenme Tarihi: 24/10/2026

Fındıkçının İmtihanı

İmtihan çeşit çeşittir. Kimi varlıkla, kimi yoklukla; kimi işiyle, kimi eşiyle; kimi evladıyla, kimi kardeşiyle sınanır. Herkes bu dünyada kendine düşen imtihanı yaşar. Dışarıdan bakıldığında kolay görünen nice hayatın içinde, ancak yaşayanın bilebileceği sıkıntılar vardır.

Bu yıl da Karadenizli çiftçinin, geçimini fındıktan sağlayan köylünün imtihanı oldukça çetin geçti. Üreticilerin anlattıklarına göre, bir tarafta geçen yılın altında kalan satış fiyatları, diğer tarafta bazı kalemlerde iki katına yaklaştığı ifade edilen maliyetler… Bunlara bir de kokarcanın verdiği zarar eklenince, üreticinin yükü iyice ağırlaştı.

Son birkaç yıldır zaten yeterince sıkıntı yaşayan fındıkçı, bu sene hava şartlarıyla da mücadele etmek zorunda kaldı. Fındık işleriyle meşgul olan bir tanıdığımın sözleri, yaşananları özetliyordu:

“Otuz kırk yıldır fındıkla uğraşıyorum. Bu sene kadar çileli bir hasat görmedim.”

Bu söz, neredeyse konuştuğumuz bütün üreticilerin ortak kanaatiydi.

Fındık bu yıl birçok yerde boldu. Elbette bu, sevindirici bir durumdu. Ancak ürünün bol olması, üreticinin yüzünün mutlaka güleceği anlamına gelmiyormuş. Fındık geç olgunlaştı, geç toplandı. Ardından yağmurlar başladı. Toplanan ürün bir türlü kurutulamadı. Patoza verme, yeniden serme, yağmurdan koruma ve nihayet çuvala koyma derken işler uzadıkça uzadı.

Bazı aileler için neredeyse bir aya yayılan bu süreç, bütün hesapları altüst etti.

Karadeniz’de yaşayıp da fındıkla uğraşanların yanında, başka şehirlerden yalnızca hasat için memleketine gelen çok sayıda insan var. Esnafı, işçisi, memuru; kimi yirmi günlük, kimi bir aylık izin alıyor. Hesabı belli: Fındığını toplayacak, kurutacak, satacak ve işine dönecek.

Fakat yağmurun takvimiyle insanın takvimi birbirini tutmayınca ne olacak?

İzin bitiyor, iş bekliyor, dönüş vakti geliyor; fındık ise hâlâ yerde, sergide yahut çuvala girmeyi bekliyor. Böyle olunca kimi üretici ürününü yaş hâliyle, değerinin altında satıp dönmek zorunda kalıyor. Bir yıllık emeğin karşılığı daha alınamadan, imtihana bir yenisi ekleniyor.

Şahsen bizim fındığımız yok. Ancak eşimizin, dostumuzun, hısım ve akrabalarımızın önemli bir kısmı bu işle meşgul. Dolayısıyla yaşanan sıkıntıları hem dinliyor hem de yakından görüyoruz. İnsan, çevresindeki insanların emeğinin karşılığını alamamasına kayıtsız kalamıyor.

Üreticinin en çok üzerinde durduğu meselelerden biri de açıklanan fiyatla eline geçen para arasındaki fark.

Çevremizdeki üreticiler, açıklanan 250 liralık fiyattan ürünlerini satmanın her zaman mümkün olmadığını anlatıyor. Alım miktarları, kabul şartları ve geri çevrilen ürünler sebebiyle fındığının tamamını bu bedelle değerlendiremediğini söyleyenler var. Sonunda nakde ihtiyacı olan, borç ödeyecek yahut işine dönmek zorunda kalan üretici, tüccarın kapısını çalıyor. Orada ise karşısına 140, 150, 160 lira gibi rakamların çıktığını ifade ediyor.

Kâğıt üzerindeki fiyatla üreticinin cebine giren para arasındaki mesafe büyüdükçe, kırgınlık da büyüyor.

Çünkü o fındığın içinde yalnızca ürün yok. Gübre var, bakım var, işçilik var, taşıma var. Yağmurun altında beklemek, güneşi kollamak, gece uykudan kalkıp serginin üzerini örtmek var. En önemlisi, bir ailenin aylar boyunca taşıdığı umut var.

Bu sebeple fındığın değeri konuşulurken, o emeğin de hesabı yapılmalı.

dünyadaki fındığın %50’den fazlasını biz ülkemizde üretmemize rağmen yurt dışı pazarı ve fındık borsası maalesef yabancı bir şirketin elinde olması işin ayrı bir olumsuz hali

Rahmetli Erbakan hocamız fındık bu Avrupalıların elinde olsa eczanede ilaç olarak satarlardı diye söylemişti gerçekten değerli bir ürün olan fındığı maalesef ne ülke olarak biz değerlendir biliyoruz ne de halkımız bu değerli üründen olması gerektiği gibi istifade edebiliyor

Fındığı olmayanlar bazen bahçesi olanlara imrenir. Fakat bu yıl yaşananları gören kimi insan, “İyi ki bizim fındığımız yokmuş.” demekten kendini alamıyor. Elbette bu söz, nimeti küçümsemekten değil; nimeti toplarken ve değerlendirirken çekilen çilenin büyüklüğünden söyleniyor.

Asıl temennimiz, kimsenin böyle düşünmek zorunda kalmamasıdır. İnsan, toprağında yetişen üründen dolayı pişmanlık duymamalı. Bahçesine bakarken gelecek yılın zahmetinden önce bereketini düşünebilmeli.

Bir de meselenin pazarlama tarafı var. Böylesine kıymetli bir ürünü yetiştiriyoruz; fakat üretici, fiyatın belirlenmesinde kendisini yeterince söz sahibi hissedemiyor. Bahçenin bütün yükünü taşıyan insanın, satış zamanı geldiğinde çaresiz kalması üzerinde durulması gereken bir meseledir.

Fındığı yetiştirenin emeği korunmalı ki bahçeler bakımsız kalmasın, köyler üretimden kopmasın, gençler toprağa küsmemiş olsun. Üretici bir yıl boyunca çalışıp sonunda yalnızca masrafını nasıl karşılayacağını düşünüyorsa, burada herkesin üzerine düşen bir sorumluluk vardır.

Velhasıl bu sene, fındıkçının imtihanının bol olduğu bir sene olarak hafızalarda kalacak. Bollukla sevinen, yağmurla bekleyen, maliyetle bunalan ve satışta hayal kırıklığı yaşayan nice insanın ortak hikâyesi oldu bu hasat.

Rabbim bütün üreticilerimize kolaylık versin. Alın terlerinin karşılığını bereketiyle almayı nasip etsin. Temennimiz; imtihanların hafiflediği, fındığın gerçek değerini bulduğu, çiftçinin emeğinin karşılığını aldığı ve yüzünün güldüğü günlere kavuşmaktır.

Hepinizi Allah’a emanet ediyorum.