
Türkiye, yıllardır bir türlü bitmeyen siyasi kavgaların girdabında savruluyor. İktidarın dilinden düşmeyen kutuplaştırma siyaseti, artık toplumu değil, devletin damarlarını tıkıyor. Memleketin gerçek sorunları –ekonomi, güvenlik, adalet, genç işsizlik, yoksulluk– bir kenarda unutulmuş durumda. Sanki ülkenin derdi millet değil, siyasi hesaplaşmaların kim kazandığı…
İktidarın Dili: Ya Bendensin, Ya Düşmansın
Siyasetin tepesinde öyle bir anlayış yerleşti ki; eleştiri yapan hain, soru soran düşman, hukuk talep eden ise nezarethaneye layık görülüyor.
“Ya benimsin, ya hücrelerin” siyaseti ülkeyi nefessiz bırakıyor. Devlet aklıyla değil, kişisel öfke ve siyasi sadakat üzerinden yürütülen bir yönetim anlayışı, her kurumu çürütüyor.
Ana Muhalefet: Siyasallaşmış Yargı ve Bitmeyen Operasyonlar
Ana muhalefet, bir yandan kendi iç tartışmalarına gömülmüş durumda, diğer yandan bitmeyen siyasi baskı ve hukuki tartışmalarla meşgul ediliyor.
Memleketin gerçek meselelerini konuşmak yerine, gündem yine davalar, soruşturmalar ve siyasi polemikler…
Yargıya düşen gölge, adalete güveni yok ettiği gibi demokrasinin tüm damarlarını kesiyor.
Terörle Mücadelede Şeffaflık Talebi
Terörle mücadele yıllardır bu ülkenin en hassas alanıdır. Ancak halkın beklentisi nettir:
Devlet hiçbir terör yapısıyla, dolaylı ya da dolaysız temas görüntüsü bile vermemelidir.
Bugün kamuoyunda sıkça tartışılan siyasi temaslar, açıklamalar ve zıt görüntüler toplumda ciddi kaygılar yaratmaktadır.
Millet, terör örgütleriyle ilgili kırmızı çizgilerin bulanıklaşmasından endişelidir.
Şehitler Üzerinden Siyaset Artık Yeter!
Bu ülkenin evlatları toprağa düştüğünde, siyaset susmalı; hesaplar değil, vicdan konuşmalıdır.
Ancak bugün gelinen noktada, şehit cenazeleri bile siyasi şov alanına dönüştürülüyor.
Cenazelere “yüzü olan gidiyor” ama o yüzler, milletin yüzüne bakacak cesareti çoktan kaybetmiş durumda.
Şehitlerimiz üzerinden alkış devşiren, yasımızı bile araçsallaştıran bir siyaset anlayışı ülkeye zarar vermekten başka bir işe yaramıyor.
Milletin Derdi: Hayat Pahalılığı, Geçim Savaşı, Güvenlik Kaygısı
Sokak bambaşka bir şey söylüyor.
Pazar fileleri boş, evlerde tencere kaynamıyor, güvenlik kaygısı artıyor, gençler umutsuz…
Ama Ankara’da siyaset, kendi kavgasından başını kaldırıp millete bakmıyor.
Bu ülke kavgadan değil, adaletten; öfkeden değil, akıldan; tehditle değil, hukukla yönetilmeye muhtaçtır.
Millet bıktı.
Siyaset, kendi kavgalarını değil, milletin acı gerçeklerini konuşmak zorundadır.
Aksi hâlde bu gidişin sonu, sadece siyaset için değil, devletin bütün kurumları için yıkımdır.
Hoşçakalın
Ertuğrul ULUTEPE