
YAŞAMIMIZDAN VE İSTANBUL
SÖZLEŞMESİNDEN VAZGEÇMİYORUZ
Türkiye Cumhuriyeti adına 11 Mayıs 2011 tarihinde imzalanan ve 10 Şubat
2012 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile onaylanan, 2014 de TBMM’de tüm siyasi
partilerin oy birliği kabul ettiği, “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi
Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin’’ Avrupa Konseyi Sözleşmesi olan
İstanbul Sözleşmesi; “Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi gereğince 20 Mart 2021
tarihinde resmi gazetede yayınlanarak feshedilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti İstanbul Sözleşmesini ilk imzalayan ve ilk onaylayan
ülke olarak, başta kadına yönelik her türlü şiddeti önlemek ve bununla mücadele
etmek için devlet ölçeğinde etkili, kapsamlı ve birbiriyle uyumlu politikalar
uygulama yükümlülüğü altına girmiştir.
İstanbul Sözleşmesi Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan, uluslararası
hukukta şiddetin, kadın erkek eşitsizliğinin ve kadınlara karşı yapılan
ayrımcılığın bir sonucu olduğunun vurgulandığı, şiddetle mücadelede bağımsız
bir izleme mekanizmasına sahip ve yaptırım gücü olan ilk sözleşmedir.
İstanbul Sözleşmesi; Kadınları her türlü şiddete karşı korumak, kadına
karşı şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek, şiddetin nedenini ortadan kaldırmak;
Kadınları her türlü ayrımcılığa karşı korumak, güçlendirmek, kadın erkek
eşitliğini sağlamak; eğer şiddet ortaya çıkmışsa tüm mağdurlarını korumak,
yardım etmek, politikalar oluşturmak, uluslararası işbirliği içinde olmak;
bütüncül politikalar ile insan hakları ihlali olan kadın şiddeti ile mücadele
için imzalanmıştır ve bu konuda son derece önem taşımaktadır.
Bugün Ülkemizde Kadın Cinayetlerinin ve Kadına yönelik şiddetin hızla
tırmandığı bir dönemde, Türkiye Cumhuriyeti olarak artık İstanbul Sözleşmesine
taraf değilim demek bunu haklı bir gerekçeye dayandırabilmek mümkün değildir. Ama
bugün kadına yönelik şiddetin en hat safhada olduğu Ülkemizde, yürürlüğe
girişinden tam yedi yıl sonra; bir gece yarısı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile
kaldırıldı!
Anayasa’mızın 90. maddesi “Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı
devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak antlaşmaların onaylanması,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına
bağlıdır. Usulüne göre yürürlüğe
konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında
Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.”
demektedir.
Anayasamızın ikinci kısmının
birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan ‘’temel haklar, kişi hakları ve ödevleri’
nin Cumhurbaşkanlığı kararı ile ortadan kaldırılamayacağı, düzenlenemeyeceği
Anayasanın 104. Maddesinin açık hükmüdür.
TBMM’nin yani Milletin iradesini
yok sayarak Anayasanın 87. Ve 90. Maddelerine aykırı şekilde, Türkiye
Cumhuriyetinin İlk imzacı olduğu böyle bir Uluslararası sözleşmeden çekiliyorum
demek Anayasaya aykırıdır ve bizlerce ‘’YOK’’ hükmündedir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın
104. maddesinde düzenlenen Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri arasında
“Milletlerarası antlaşmaları onaylar ve yayımlar” hükmü vardır. Bu nedenle
Cumhurbaşkanına, milletlerarası sözleşmeleri sadece “onaylama ve yayımlama”
görevi veren Anayasa, Cumhurbaşkanına milletlerarası antlaşmaları feshetme
yetkisi vermemiştir.
Bu karar; yetki gaspıdır, hukuksuzluktur!
Devlet, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez insan hakları temelli
kadına yönelik her türlü şiddetin önlenmesine dair uluslararası bir sözleşmeden
“tek adam iradesi” ile çıkarılmıştır.
Bu karar, Türkiye Cumhuriyeti’nin Demokratik, Laik niteliklerine büyük
bir saldırıdır.
Bu karar, İktidarın kadına bakış açısının itiraf belgesidir.
Bu karar; Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş dünya ve hukukla bağlarının
koparılmasıdır. Kadına şiddetten, insan haklarının ihlalinden yana anlayışla
yönetildiğinin belgesidir. Kadına yönelik şiddet, açık-tartışmasız bir
insan hakları ihlalidir. Çağdışıdır.
Ülke olarak İstanbul Sözleşmesinin iptali kararının dillendirilmesi bile,
özellikle kadına karşı şiddetin tırmandığı günümüzde ağır sonuçlar
doğuracaktır, kabul edilemez ve vebali mevcut iktidarın olacaktır.
Kadın-erkek eşitliği için büyük
işlere imza atan Mustafa Kemal Atatürk’ün izinden gidenler olarak, TBMM devre
dışı bırakan, yok sayan “Tek Adam” yönetiminden, kadını birey olarak görmeyen
zihniyetin ülkeyi yönetiyor olmasından kaygılıyız.
Bundan en çok sevinenlerin de
Tarikatlar olması şaşırtıcı değil utanç vericidir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin
Demokratik Parlamenter rejime geri dönmesi hayati önem taşımaktadır.
Demokrasiye, Laikliğe ve
kadınların kazanılmış haklarına sahip çıkmaya, geri adım atmamaya, yasal ve
yaşamsal eşitliğin hayata geçmesini sağlamak için mücadeleyi sürdürmeye kararlıyız
ve toplumun her kesimini bu mücadeleye destek vermeye davet ediyoruz.
22 Mart 2021
ADD Samsun Şubesi
Dr. Işık ÖZKEFELİ