
UCUZLUĞA TEPKİ Mİ, HALKA MESAFE Mİ?
Samsun’da İstanbul’dan gelen “ucuzluk çadırları”na yönelik tepki, tartışmayı başka bir noktaya taşıdı. Esnaflar Odası Başkanı Ahmet Akbaş’ın bu çadırlara neden karşı çıktığını, açıkçası kendisinin de tam olarak izah edebildiğini söylemek zor. Zira mesele “esnafı korumak” ise, o zaman asıl sorulması gereken sorular bambaşka yerlerde duruyor.
Sayın Akbaş’a sormak gerekir: Ürünleri 1’e 3, hatta 1’e 4–5 kârla satanlara neden ses çıkarmıyorsunuz? Etiket oyunlarıyla, fahiş fiyatlarla vatandaşın boğazını sıkanlara karşı neden bu kadar sessizlik hâkim? Bugün halkın alım gücü erimişken, bir anne-babanın çocuğunu sevindirmesi, eşine bir hediye alması, yaşlı anne-babasının ihtiyacını karşılaması bile lüks sayılır hâle gelmişken; bu insanlar için açılan ucuzluk çadırları gerçekten “tehdit” midir?
Gerçek şu ki, ucuzluk pazarları dar gelirlinin nefes borusudur. Bu çadırlar kimsenin ekmeğiyle oynamaz; tam tersine piyasaya bir denge getirir. Fiyatların kontrolsüzce şiştiği bir ortamda, rekabeti hatırlatır. Vatandaşın yüzünde küçük de olsa bir tebessüm oluşturur. Bundan rahatsız olanlar, çoğu zaman “alışılmış yüksek kâr” düzeninin bozulmasından korkanlardır.
Oysa yapılması gereken bellidir: Ucuzluk pazarları azaltılmamalı, artırılmalıdır. Belediyeler bu konuda geri durmamalı; tam aksine, bu çadırların açılmasına ve yaygınlaşmasına öncülük etmelidir. Sosyal belediyecilik tam da budur. Halkın cebini, sofrasını, evini düşünmektir.
Unutmayalım: Halk mutluysa, piyasa da sağlıklıdır. Fahiş kazanç sağlayanlar her zaman tepki gösterecektir; bu yeni bir durum değil. Ama esas olan, çoğunluğun menfaatidir. Bugün Samsun’da tartışılması gereken, ucuzluğun kendisi değil; pahalıya alışmış düzenin neden bu kadar savunulduğudur.
Kısacası mesele ucuzluk çadırları değil; mesele kimin yanında durduğumuzdur. Halkın mı, yoksa alışkanlıkların mı?