logo yanı reklam

Ertuğrul ULUTEPE yazdı Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu: Gerçek Niyet Ne?



Eklenme Tarihi: 23/11/2025

Siyasi tarihimizde her yeni komisyon, her yeni kurul, her yeni masa bir tartışmayı beraberinde getirir. İsimler hep güzel, kulağa hoş gelir: Dayanışma… Kardeşlik… Demokrasi… Fakat bu başlıkların arkasındaki gerçek niyetin ne olduğu, milletin zihnini kurcalayan asıl sorudur.

Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”nun neyi amaçladığı konusunda toplumun geniş bir kesiminde ciddi şüpheler var. Çünkü Türkiye, özellikle terörle mücadele gibi hayati bir konuda defalarca aynı oyunu görmüş bir ülke.

Komisyonun Tartışılan Amacı

Kamuoyunda yükselen bir iddia var:

Komisyonun asıl amacının, yıllardır cezaevinde bulunan ve terörle bağlantılı isimlerin—başta Abdullah Öcalan ve Selahattin Demirtaş’ın—serbest bırakılmasını sağlayacak bir zemin oluşturmak olduğu konuşuluyor.

Elbette resmi açıklamalar böyle bir hedefi reddediyor. Fakat siyasette çoğu zaman niyetler açıklamalarda değil, gelişmelerde gizlidir. Türkiye de geçmişte bu tür “barış”, “çözüm”, “demokrasi” isimli süreçlerin arka planında nelerin yaşandığını defalarca deneyimledi.

Bu nedenle toplumdaki şüpheyi görmezden gelmek, siyaseti anlamamak olur.

Süreç Neden İhanet Şüphesi Doğuruyor?

Toplumun geniş kesimi için bu sürecin bir “ihanet süreci” olduğu yönündeki kanaatin üç temel sebebi var:

1. Terörle mücadelede geri adım görüntüsü veriyor

Türkiye, binlerce şehit vermiş bir millet. Terör örgütü PKK’nın yıllardır yaptığı katliamlar, acılar ve bedeller toplum hafızasında hâlâ taze.

Bu nedenle Öcalan gibi bir figürün adının yeniden gündeme gelmesi, toplumu sarsıyor.

Bir komisyonun adı ne kadar güzel olursa olsun, terörle mücadelede zaaf görüntüsü veriyorsa, millet bunu kabul etmez.

2. Demokratikleşme adı altında siyasal pazarlık ihtimali


Siyasette “demokrasi” kavramı bazen bir kılıf olarak kullanılır.

Dün çözüm sürecinde “demokratikleşme” denmişti, bugün benzer ifadeler yeniden dolaşıma sokuluyor.

Bu nedenle “Komisyon acaba bir pazarlığın parçası mı?” sorusu zihinlerde yankılanıyor.

3. Sonraki adımların belirsizliği: Eyalet sistemi mi? Yeni anayasal düzen mi?

Bu komisyonla birlikte Türkiye’nin üniter yapısını tartışmaya açacak adımların gündeme gelebileceği şüphesi de var.

“Önce yumuşatma, sonra af, ardından yerel özerklik ve daha sonra eyaletleşme hesapları mı var?” sorusu, birçok kişinin kafasını kurcalıyor.

Netlik olmayınca, kuşku büyüyor.

Neyi Unutmamak Gerekiyor?

Devlet yönetiminde iyi niyet kadar, niyetin açık ve net olması da önemlidir.

Eğer bir süreç gerçekten milli dayanışmayı hedefliyorsa:

Üniter yapıdan asla taviz verilmez,

Terör örgütlerinin talepleri masaya oturtulmaz,

Şehitlerin hatırasını incitecek hiçbir girişime kapı aralanmaz.

Tam tersine, eğer bir süreç toplumdan gizleniyorsa,

eğer açıklamalar başka, arka plan başka ise,

millet bunu eninde sonunda görür, hisseder ve tepki gösterir.

Bugün toplumun taşıdığı şüpheyi görmezden gelmek yerine, siyasetin bu sorulara açık, net ve tereddütsüz yanıt vermesi gerekir. Aksi takdirde komisyonun adı ne kadar güzel olursa olsun, milletin gönlünde karşılığı olmaz.

Çünkü bu millet, terörün gölgesine düşen hiçbir süreci “kardeşlik” olarak değil, ancak bir yanlış ve ihanet girişimi olarak görür.

Ve unutmayalım:

Milletin feraseti, her sürecin gerçek niyetini en sonunda mutlaka ortaya çıkarır.

Hoşçakalın 

Ertuğrul ULUTEPE