
Kaybolan Gençlik: Görmezden Gelinen Bir Milli Tehdit
Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu en derin sorunlardan biri ekonomik dalgalanmalar ya da siyasi çekişmeler değil; sessizce büyüyen, nesilleri yutan bir tehlikedir: kaybolan gençlik. Özellikle Samsun gibi Karadeniz’in önemli şehirlerinde sokak aralarında, metruk binalarda ve “gizli” diye tabir edilen mekânlarda kök salan uyuşturucu ağı, artık bireysel bir sorun olmaktan çıkmış, toplumsal bir kriz hâline gelmiştir.
Aileler çocuklarını sokağa göndermeye çekinir hâle gelmişse, burada sadece asayiş sorunu değil, bir güven krizi vardır. Çünkü mesele yalnızca bir-iki torbacının yakalanmasıyla çözülebilecek kadar yüzeysel değildir. Uyuşturucu, alt basamakta görülen satıcıdan ibaret değildir; o, çok daha büyük ve organize bir yapının en görünür halkasıdır.
Bugün gençleri zehirleyenler sadece sokak satıcıları değildir. Asıl mesele; bu zehrin üretiminden Türkiye’ye girişine, dağıtımından korunmasına kadar uzanan zincirin tamamıdır. Bu zincirde kim varsa—bürokrat, siyasetçi, iş insanı ya da toplumda saygın görülen figürler—hiçbir ayrım yapılmadan ortaya çıkarılmadıkça, verilen mücadele eksik kalacaktır. Çünkü sistem yukarıdan beslenirken, aşağıdan yapılan temizlik sadece geçici bir rahatlama sağlar.
Unutulmamalıdır ki, her yakalanan satıcının yerine yenisi geliyor, her kurtarılamayan gencin yerine bir başkası bu bataklığa sürükleniyor. Bu döngü kırılmadıkça, mücadele kazanılmış sayılmaz.
Öte yandan tehlike yalnızca uyuşturucu ile sınırlı değil. Sanal kumar da gençliği sessizce çökerten bir başka bağımlılık türü olarak yayılıyor. Telefon ekranlarının ardında başlayan bu bağımlılık, zamanla hem psikolojik hem ekonomik bir çöküşe dönüşüyor. Gençler umutlarını kaybediyor, aileler dağılıyor, toplumun geleceği zedeleniyor.
Bu nedenle uyuşturucu ve sanal kumar ile mücadele, sıradan bir güvenlik politikası değil, bir milli mücadele olarak ele alınmalıdır. Nasıl ki bir ülke dış tehditlere karşı topyekûn savunma refleksi gösteriyorsa, içerden gelen bu tehdide karşı da aynı kararlılık gösterilmelidir.
Eğitimden güvenliğe, aile politikalarından sosyal projelere kadar her alanda eş zamanlı ve kararlı adımlar atılmalıdır. Gençleri sadece suçtan uzak tutmak değil, onlara umut verecek bir gelecek inşa etmek de bu mücadelenin parçasıdır.
Aksi takdirde, bugün görmezden gelinen bu tehlike yarın çok daha büyük bir toplumsal çöküş olarak karşımıza çıkacaktır. O zaman sadece kaybolan gençliği değil, kaybolan bir geleceği konuşmak zorunda kalırız.
Ve o gün geldiğinde, izlemekten başka yapacak bir şeyimiz kalmayabilir.
Hoşçakalın
Ertuğrul ULUTEPE