
Ayakların Baş, Başların Ayak Olduğu Düzen
Bir ülkede ayaklar baş, başlar ayak olmuşsa; o ülkenin idari kurumlarının sağlıklı işlemesini beklemek en hafif tabirle hayalciliktir. Liyakat yerini sadakate, emek yerini torpile, adalet yerini “bizden mi?” sorusuna bırakmışsa; orada ne devlet ciddiyetinden ne de kamu vicdanından söz edilebilir.
Bugün geldiğimiz noktada tablo nettir:
İktidarın adamıysan kapılar ardına kadar açık. Makam, mevki, yetki senin.
Ama onlardan değilsen; bilgi, birikim, tecrübe ne olursa olsun ayaklar altına alınmaya mahkûmsun. Bu düzeni kuranlar kadar, bu düzene göz yumanlar ve destek verenler de “dürüstlük” iddiasında bulunmasın. Çünkü suskunluk da bu çarpık yapının ortağı olmaktır.
Hak mahrumiyetlerinin sıradanlaştığı, emeğin karşılığının verilmediği, kul hakkının rakamlarla ve koltuklarla ölçüldüğü bir düzende kime güvenilebilir? Cevabı acı ama gerçek: Kimseye. Devlete olan güven sarsıldığında, toplumun temel direkleri çatırdar. Adaletin terazisi şaşarsa, bedelini sadece mağdur edilenler değil, tüm ülke öder.
Sorunun kaynağı belli, çözümü de öyle.
Ahlaklı yöneticiler gelmeden, liyakat esas alınmadan, hesap verebilirlik sağlanmadan hiçbir şey düzelmez. Sistem değil, zihniyet değişmedikçe tabelalar değişir ama düzen aynı kalır.
Buradan açıkça sesleniyorum:
Ey idareciler…
Ey din adamları…
Ey siyasi liderler…
Siz kimler için mücadele ediyorsunuz?
Toplum için mi, yoksa birilerinin adamı olmak için mi?
Artık karar verme zamanı gelmedi mi?
Ya adaletin, hakkın ve vicdanın yanında duracaksınız;
ya da tarihe, ayakların baş olduğu bu düzenin sessiz ortakları olarak geçeceksiniz.
Bu milletin ihtiyacı daha fazla hamasi söz değil; dürüstlük, adalet ve cesarettir.
Hoşçakalın
Ertuğrul ULUTEPE