
Türkiye, yıllardır rafa kaldırıldığı düşünülen bir tartışmanın bugün yeniden alevlenmesiyle karşı karşıya:
Abdullah Öcalan’ın yeniden yargılanması mı konuşuluyor, yoksa “umut affı” söylemleri mi dolaşıma sokuluyor?
Bu soruların yanıtı sadece hukukla değil, doğrudan siyasetin ayarlarıyla ilgilidir.
Neden 24 Yıl Beklendi? Bu Bir Proje miydi?
Öcalan 1999’da yargılandı, hüküm giydi. Karar kesinleşti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin geçmişte dile getirdiği “yeniden yargılama gerekliliği yoktur” yönündeki tavrı da ortadaydı.
Peki o hâlde neden şimdi?
Bu sorunun tek makul cevabı şudur:
Türkiye’de hiçbir büyük siyasi tartışma kendiliğinden ortaya çıkmaz. Mutlaka bir iktidar tasarımı, bir gelecek stratejisi ya da bir seçim mühendisliğiyle eş zamanlı yürür.
2010–2015 arasındaki “çözüm süreci” hatırlardadır.
Bugün atılan adımların, o günün kaldığı yerden devamı olup olmadığı sorusu da ister istemez gündeme geliyor.
Çünkü bu ülkede her şey unutulur ama toplumun hafızası, terörle mücadele konusunda asla silinmez.
Neden Cumhurbaşkanı Değil de MHP Lideri Konuşuyor?
Bir diğer tartışmalı nokta da şu:
Türkiye’nin en önemli gündemi hâline gelen bir konuda, neden Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmuyor?
Neden kameraların önüne hep önce Devlet Bahçeli çıkıyor?
Bu durum, Türkiye siyasetinin son yıllarda içine girdiği denklemle doğrudan ilgili:
Cumhur İttifakı’nın stratejik görev dağılımı.
Bazı başlıklarda toplumsal reaksiyonu ölçme görevini Bahçeli üstleniyor, tepkiyi soğutuyor, nabzı yokluyor.
Ardından iktidar kanadı dengeleyici söylemle sürece yön veriyor.
Bu bir alışkanlık haline geldi.
Devlet Bahçeli’nin çıkışı, genellikle “siyasi zemin hazırlama” olarak okunuyor.
Hukuken Öcalan’a Af Mümkün mü?
Hukuki gerçek açık:
Genel af yetkisi TBMM’ye ait.
Anayasa'nın 104. maddesi gereği Cumhurbaşkanı bireysel af yetkisini yalnızca hastalık, yaşlılık ve sakatlık durumlarında kullanabilir.
Yani siyasi bir değerlendirme ile “Cumhurbaşkanı affetsin” denilemez.
Öcalan da bu kapsamda değildir.
Dolayısıyla bu tartışmaların hukuki değil, tamamen siyasi bir zeminde sürdüğü açıktır.
Şehit Aileleri, Gaziler, Terör Mağdurları Neden Tepkili?
Çünkü bu toplum en ağır bedeli terör nedeniyle ödedi.
30 binden fazla can kaybedildi.
Binlerce gazi ömür boyu taşıyacağı yaralar aldı.
Köyler boşaltıldı, şehirler yandı, ocaklar söndü.
Bugün tartışmaların yeniden açılması, doğal olarak bu kitlelerde derin bir yarayı kaşıyor.
“Barış” adı altında yürütülen süreçlerde yaşananlar hâlâ unutulmadı.
Bugün aynı hataların yeniden sahneye konulacağı yönünde ciddi bir endişe var.
Bu nedenle, toplumun en hassas kesimi olan şehit aileleri ve gazilerin verdiği tepki sadece anlaşılır değil; aynı zamanda bu ülkenin vicdanıdır.
Peki Israr Neden?
Ortada net bir hedef görünmüyor.
Ne hükümet açık konuşuyor, ne muhalefet...
Bu da kuşkuyu büyütüyor.
Bir kesim bu söylemlerin, yaklaşan seçimlerde Kürt seçmenin oyunu konsolide etmek için dolaşıma sokulduğunu düşünüyor.
Bir diğer kesim ise iktidarın “süreci resmen başlatmadan nabız yokladığını” iddia ediyor.
Her iki ihtimal de Türkiye’nin yakın siyasi tarihine bakıldığında yabancı değil.
Sonuç: Bu Ülke Bir Daha Aynı Hatayı Kaldırmaz
Türkiye’nin çözülmemiş derin sorunları vardır ama terör bunların en kanlı olanıdır.
Toplumun en hassas yarasıdır.
Bugün yeniden açılan tartışma, sadece hukuki değil;
toplumsal, siyasal ve psikolojik bütün dengeleri sarsma potansiyeli taşıyor.
İktidarın da muhalefetin de unutmaması gereken tek şey şudur:
Bu ülke, terör üzerinden kurgulanan hiçbir siyasi oyunu affetmez.
Hangi isim, hangi makam, hangi gerekçeyle olursa olsun…
Hoşçakalın...
Ertuğrul ULUTEPE