
Siyaset yeniden sahaya indi. O meşhur “milletin arasına karışma” sezonu açıldı. Herkes bir anda “halkın içinden” oluverdi. Bu hareketlilikten nasibini alan şehirlerden biri de Samsun’du. Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın ziyareti, şehre kısa süreli ama yoğun bir gündem getirdi.
Sabah Yelken Kulübü’nde kahvaltıyla başladı program basınla buluşma, ardından TÜYAP Kitap Fuarı, imza kuyruğu, “Vatan Yahut Silivri” söyleşisi… Gün ilerledikçe Tütün İskelesi, Onur Anıtı, yürüyüşler, basın açıklamaları derken dolu bir tempo. Kâğıt üzerinde gayet şık bir program. Sahnede tam gün dolu. Ama sahadaki manzara biraz daha “yarı dolu tribün” havasındaydı.
Katılım ne miting gibiydi ne de sönüktü. Kitap fuarında gençlerin ilgisi vardı, selfie’ler çekildi, sorular soruldu. Ama şehir merkezine gelindiğinde tempo düşüverdi. Esnafın biri camdan izledi, diğeri dükkânın önüne bile çıkmadı. Bazı anlarda kalabalık toparlansa da, öyle “coşkulu izdiham”dan bahsetmek zor. Samsunlular belli ki ölçüp biçiyor: önce dinliyor, sonra karar veriyor.
Zaten bu şehrin siyasi refleksi böyledir. Samsun kimseye hemen kanmaz. Ne “bir kere görüp âşık olur” tipidir, ne de “hiç şans vermem” der. Önce nabzı yoklar. Sonra belki kalbini açar.
Özdağ konuşmalarında geniş bir yelpazeye dokundu: ekonomi, göçmenler, gençlik, seçim güvenliği… “Zafer Ekonomisi” dediği modelle devleti yeniden ekonominin merkezine yerleştirmeyi savundu. Gençlere konut, emeklilere nefes, atanamayan öğretmenlere umut… Yani herkes için bir satır vardı. Bu yönüyle ziyaretin en sağlam tarafı buydu.
Ama her söz aynı yankıyı yapmadı. Özdağ’ın “Şam sokakları” benzetmesi bazı kesimlerde kaşları çatırttı. Hele ki “Ebu Ubeyde” posteri üzerinden yapılan göndermeler, hassasiyetleri tırmaladı. Sosyal medyada gelen hakaretler, tehditler, ardından 80 hesaplık suç duyurusu… Derken siyaset bir anda mitingden çıkıp adliyelik dosyaya dönüştü.
Burada biraz durmak gerek. Özdağ’ın dili cesur mu? Evet. Ama fazla keskin mi? O da evet. Samsunluların bir kısmı bu çıkışları “adam açık konuşuyor” diye alkışlıyor; bir kısmıysa “biraz daha sussa keşke” diyor. Bu şehir, tek renkten oluşmaz. Ekonomik sıkıntıyla boğuşanlar vaatlere kulak kesiliyor; kimlik meselesine daha duyarlı olanlar ise mesafesini koruyor.
Yerel basın ziyareti manşete taşıdı. Özellikle seçim güvenliği ve belediye reformu başlıkları öne çıktı. Gençlere konut desteği gibi öneriler yerelde karşılık bulabilir; Samsun’un toprağı geniş, fırsatı bol. Ama göçmen dönüşü, yargı reformu, ekonomik sistemin yeniden kurulması… Bunlar meydan sözü değil, devlet gücü ister.
Benim eleştirim şu: Söylenenler güzel, kulağa hoş geliyor. Ama biz bu ülkede çok söz dinledik, çok umutlandık. Çoğu vaat, sandık kapanınca unutuluyor. Samsun, siyaset için küçük bir laboratuvardır aslında. Buradaki hava, genelde ülkeye de yayılır. O yüzden Özdağ’ın bu ziyareti hem kendi tabanı hem rakipleri için bir “ölçüm turu” gibiydi.
Sonuç mu? Samsun’da ne bir zafer rüzgârı esti, ne de tam bir sessizlik vardı. Ortada ölçen, tartan, izleyen bir halk vardı. Bu şehir kimsenin cebinde keklik değildir. Samsunluların güvenini kazanmak istiyorsan, yalnızca sert çıkışlarla değil, çözümle, sahicilikle gelmen gerekir.
Özdağ’ın ziyareti bir hareket yarattı. Ama o hareket kalıcı olur mu, yoksa Samsun’un rüzgârı gibi iki gün sonra diner mi ? asıl sınav seçim havası bastığında belli olacak.
Kalın Sağlıcakla
Ercan Yağlı