
Asgari ücret 28 bin lira bu ücret açıktır.Masaya konulan rakam bu. Ama gerçeğin faturası pazarda, kasapta, mutfakta kesiliyor. Bugün bir kilo et 900 lira. Yani asgari ücretli bir yurttaş, sabah evden çıkıp akşama kadar çalışıyor, emeğinin karşılığıyla ancak bir kilo et alabiliyor. Bu tabloya “geçim” demek, akılla alay etmektir.
Açlık sınırı 30 bin lirayı yoksulluk sınırı 97 bin lirayı geçmiş durumda. Yoksulluk sınırı ise 65 bin liranın üzerinde. Bu ne demek? Şu demek: Asgari ücret, insanı aç bırakmamak için verilmiş bir sadaka sınırında; insanca yaşamla uzaktan yakından ilgisi yok. Bu ücret yoksulluğu bitirmiyor, yoksulluğu dayatıyor.
Kimse artık “ne yiyeceğiz” diye sormuyor. Soru şu: “Bugün hangisinden vazgeçeceğiz?” Et zaten unutuldu. Süt azaltıldı, peynir gramla alınıyor, meyve çocuklara “bugünlük bu kadar” denilerek pay ediliyor. Bu ülkede milyonlarca insan, her ayın sonunda matematik değil, hayatta kalma hesabı yapıyor.
Yetkililer hâlâ rakam anlatıyor. Enflasyon düştü diyorlar. Kimin enflasyonu? Pazarda düşen bir tek şey var: Alım gücü. Maaş bordrosu kabarıyor gibi gösteriliyor, ama o bordro market kapısından içeri girince eriyor. Aradaki fark kredi kartına, borca, icraya yazılıyor.
Bu sadece ekonomik bir kriz değil; bu, sosyal bir çöküştür. Açlık sınırına bu kadar yakın ücret belirlemek, bilinçli bir tercihtir. Yoksulluk sınırını görmezden gelmek, milyonları kaderine terk etmektir. Bu tablo “sabır”la açıklanamaz, “şükür”le geçiştirilemez.
Bir ülkede emek bu kadar değersizse, sorun çalışanda değil, düzendedir. İnsanlar çalışıyor ama doyamıyor. Çalışıyor ama geçinemiyor. Çalışıyor ama geleceğini kuramıyor. Bu, açıkça söyleyelim, kabul edilebilir bir durum değildir.
Bir günlük emek bir kilo ete yetiyorsa, bu ücret değildir. Bu, açlığın resmî belgesidir. Ve bu belgeyi her ay milyonlarca insanın önüne koyanlar, artık bu gerçeğin sorumluluğundan kaçamaz.
Kalın sağlıcakla
Ercan Yağlı