
SATEM gibi büyük ve karma bir odada mesele değişim çağrısı yapmak değil; bu değişimin yükünü kaldırabilecek tecrübeye, dengeye ve yönetim aklına sahip olmaktır.
SATEM sıradan bir meslek örgütü değildir. Üye sayısıyla, bünyesinde barındırdığı farklı meslek gruplarıyla ve Samsun ekonomisindeki etkisiyle bu kentin en büyük ve en ağır odalarından biridir. Böyle bir yapıyı yönetmek; hevesle, sloganla ya da “bir deneyelim” mantığıyla olacak iş değildir. Çünkü SATEM, hata kaldırmaz.
Yaklaşan genel kurul sürecinde sıkça duyduğumuz “değişim” söylemini tam da bu yüzden sorgulamak gerekir. Başkan adaylığını açıklayan Tamer Oktav’ın çıkışı bir hareketlilik yaratmıştır; bunu inkâr edemeyiz. Ancak açık konuşayım: Bu hareketlilik, bende bir güven duygusu oluşturmaktan çok, ciddi soru işaretleri doğurmuştur.
Uzun yıllar sektörde bulunmuş olmak elbette önemlidir. Ancak burada bilinçli ya da bilinçsiz biçimde karıştırılan bir gerçek var: Mesleği yapmakla, meslek örgütünü yönetmek aynı şey değildir. SATEM gibi büyük ve karma bir yapıda; kriz yönetimi gerekir, denge gerekir, kulis bilgisi gerekir. Bugün ortaya konulan tabloya baktığımda, bu yükün ne kadarının gerçekten taşınabileceği konusunda ikna olmuş değilim.
Söylemin merkezine sürekli “16 yıldır aynı başkan” vurgusunun yerleştirilmesini de yeterli bulmuyorum. Uzun süre görevde kalmak başlı başına ne suçtur ne de başarısızlık göstergesidir. Asıl soru şudur: Bu süre boyunca oda ayakta kalmış mı, dengeler korunmuş mu, üyeler birbirine düşürülmemiş mi? Bu sorulara net cevap verilmeden yapılan her “artık değişim zamanı” çıkışı, bana göre slogandan öteye geçmez.
Eleştiri kısmı yüksek sesle dile getiriliyor; ancak çözüm tarafı oldukça zayıf. “Üyelere destek verilmedi”, “sorunlar çözülmedi” demek kolaydır. Zor olan, nasıl çözüleceğini anlatmaktır. SATEM gibi büyük bir odada indirim anlaşmaları, eğitimler, hukuki destekler lafla olmaz. Bunun bütçesi nedir, kadrosu kimdir, sürdürülebilirliği var mıdır? Bu sorular cevapsızken verilen vaatler, iyi niyetli olsa bile ikna edici değildir.
Bir başka dikkat çeken nokta da kullanılan dildir. Mevcut yönetimi toptan başarısız ilan eden yaklaşım, bu odada yıllardır emek vermiş insanları da yok saymaktır. Ben bu dili doğru bulmuyorum. SATEM, kişisel hırsların değil; temsilin, dengenin ve sağduyunun kurumu olmak zorundadır. Daha baştan ayrıştıran bir üslup, yarın yönetirken birleştirici olabilir mi? Bu soruyu sormak herkesin hakkıdır.
Bu noktada mevcut başkan Mevlüt Oral’ın en büyük avantajı, belki de çok konuşmamasıdır. Çünkü yıllardır şunu görüyoruz: Oda seçimleri kürsüde değil, ilişkilerde kazanılır. Tanınan, ne yapacağı bilinen, sürpriz üretmeyen bir yönetim anlayışı; özellikle ekonomik belirsizliklerin bu kadar arttığı bir dönemde birçok üye için hâlâ güven verir.
Sonuç olarak şunu açıkça söyleyeyim: Tamer Oktav’ın adaylığı bir heyecan yaratmıştır, evet. Ancak heyecan, SATEM gibi büyük ve ağır bir yapıyı yönetmek için yeterli değildir. Bu oda; denge ister, tecrübe ister, sabır ister. Değişim istemek kolaydır. Zor olan, bu değişimi kurumu sarsmadan, insanları karşı karşıya getirmeden ve yapıyı zayıflatmadan hayata geçirebilmektir.
SATEM deneme tahtası değildir.
Bu oda, kaldırabileceğinden fazlasını vaat edenleri değil; yükün altına girebilenleri seçer.
Kalın sağlıcakla...
Ercan Yağlı