logo yanı reklam

Bilal Hacıhüseyinoğlu yazdı Vur Patlasın, çal Oynasın



Eklenme Tarihi: 23/07/2026

“Vur patlasın, çal oynasın…”

Evet kıymetli okuyucularımız, başlıktan da anlaşılacağı üzere bugün biraz farklı bir konuya değinmek istiyorum.

Eskiler ne güzel söylemiş: “Velilikle delilik arasında ince bir çizgi vardır.” Kiminin deli bildiği velidir, kiminin veli bildiği ise delidir. İnsanları sadece dış görünüşüyle, konuşmasıyla veya yaşantısıyla değerlendirmek çoğu zaman bizi yanıltır.

Yine halk arasında söylenen başka bir söz vardır:

“Akıllı olup dünyanın derdini çekeceğine, deli ol da dünya senin derdini çeksin.”

Belki de bu söz, bugünleri anlatmak için söylenmiş gibidir.

Şöyle etrafımıza bir bakalım…

Sokağa, caddeye, iş hayatına, sosyal medyaya, televizyon ekranlarına, gündeme…

Anormal olan normalleşmiş, normal olan ise garipsenir hâle gelmiştir.

Bir zamanlar güvenilir diye tanınan insanların dolandırıcılık yaptığına şahit oluyoruz. Sözüne kefil olunanların emanete ihanet ettiğini görüyoruz. İlim ehli diye peşinden gidilen bazı kimselerin öyle yanlışlarına rastlıyoruz ki insan hayret etmekten kendini alamıyor.

İnsan, “Bunu gerçekten aklı başında birisi mi yaptı?” diye sormadan edemiyor.

Çünkü bazen öyle olaylar yaşanıyor ki, bunları gerçek bir deli yapsa belki de kimse şaşırmaz.

Öte yandan toplumun “deli” diye kenara ittiği nice insanlar vardır ki; bir yetimin başını okşar, bir fakirin elinden tutar, kimsenin yapmadığı iyilikleri yapar.

Kırk akıllının düşünemediğini onlar düşünür.

Demek ki akıl sadece diploma sahibi olmak değildir.

Akıl, doğruyu yanlıştan ayırabilmektir.

Akıl, emaneti koruyabilmektir.

Akıl, nefse değil hakikate teslim olabilmektir.

Teknoloji geliştikçe hayat kolaylaşacaktı.

Öyle de oldu…

Bir düğmeyle dünyanın öbür ucuna ulaşıyoruz.

Bilgiye saniyeler içinde erişiyoruz.

Yapay zekâ konuşuyor.

Robotlar ameliyat yapıyor.

Telefonlarımız cebimizde küçük bir bilgisayar hâline geldi.

Fakat bütün bunlara rağmen insanın aklı neden gelişmiyor?

Belki de asıl sorun burada başlıyor.

Çünkü teknoloji geliştikçe düşünme zahmeti azalıyor.

İnsan araştırmıyor.

Okumuyor.

Muhakeme etmiyor.

Hazır bilgiye alışıyor.

Hazır kanaatlere teslim oluyor.

Hazır yönlendirmelerle hareket ediyor.

Kullanılmayan her organ gibi akıl da köreliyor.

Nasıl ki çalışmayan demir pas tutarsa, kullanılmayan akıl da zamanla pas tutuyor.

Bugün insanlar düşünmekten çok paylaşmayı tercih ediyor.

Okumadan yorum yapıyor.

Araştırmadan hüküm veriyor.

Dinlemeden konuşuyor.

Bilmeden tartışıyor.

Sonra da en yüksek sesle konuşanı en doğru kişi zannediyor.

Oysa hakikat sesin yüksekliğiyle değil, delilin kuvvetiyle ortaya çıkar.

Eskiden insanlar bir söz söylemeden önce iki defa düşünürdü.

Bugün ise iki saniye düşünmeden milyonlara ulaşan paylaşımlar yapılıyor.

Bir iftira saniyeler içinde yayılıyor.

Bir yalan binlerce kez paylaşılıyor.

Doğrunun yetişmesi ise çoğu zaman günler sürüyor.

Toplum olarak yeniden düşünmeye ihtiyacımız var.

Akletmeye…

Sorgulamaya…

Okumaya…

Vicdanımızı dinlemeye…

Çünkü akıl sadece bilgi yüklemek değildir.

Bilgiyi hikmetle kullanabilmektir.

İnsanı insan yapan da budur.

Belki de bugün en büyük tehlike, aklını kaybetmiş insanların çokluğu değildir.

Asıl tehlike, aklını kullanmayan insanların çoğalmasıdır.

Ve unutmayalım…

Her gülene mutlu, her susana bilgili, her konuşana akıllı, her makam sahibine güvenilir demek doğru değildir.

Hayat bize defalarca göstermiştir ki; bazen deli sandığımız kişi hikmet sahibidir, bazen de çok akıllı sandığımız kişi hem kendisini hem de çevresini felakete sürüklemektedir.

Allah bizlere aklı doğru kullanmayı, doğruyu yanlıştan ayırmayı, hakikati görebilmeyi ve gördüğü hakikatin arkasında dimdik durabilmeyi nasip etsin.

Çünkü gerçek akıl; insanı yalnız dünyada değil, ahirette de kazandıran akıldır.

ALLAHA EMANET OLUN....

Bilal Hacıhüseyinoğlu