
KALPTEKİ MEZARLIK
“Evet, kahrolası hırsızlar… Yok olası hırsızlar… Hayallerimi çaldılar!”
Bu söz, belki de birçok insanın hayatını özetleyen en çarpıcı cümlelerden biridir. Çünkü insanın sadece malı mülkü çalınmaz; en acısı hayalleri çalınır. Bazen bunu hiç tanımadığınız biri yapar, bazen en yakınınız, bazen bir akrabanız, bazen de dost bildiğiniz bir insan… Sonuç ise hep aynıdır: Umutlar söner, hayaller kaybolur, insanın içindeki yaşama sevinci sessizce eksilir.
Oysa her büyük başarı önce bir hayalle başlar.
Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın bu konuda unutulmaz bir tespiti vardır. Kendisine, “Bir çiçekle bahar gelmez.” diyerek davasından vazgeçmesini tavsiye edenlere şu tarihi cevabı vermişti:
“Evet, bir çiçekle bahar gelmez. Ama her bahar bir çiçekle başlar.”
Ne kadar derin, ne kadar umut dolu bir cevap…
Hayatımızdaki bütün önemli değişimler önce zihnimizde kurduğumuz hayallerle filizlenir. Ardından emek gelir, sabır gelir, mücadele gelir. Uygun şartlar oluştuğunda ise hayaller gerçeğe dönüşür.
Fakat bazı insanlar vardır ki kendi hayalini kuramadığı gibi başkalarının hayallerini de söndürmekten çekinmezler. Umut yerine umutsuzluk, cesaret yerine korku, destek yerine köstek olurlar.
Tam bu noktada büyük halk ozanı Neşet Ertaş’ın yüreklere işleyen sözü aklıma geliyor. Elini göğsüne götürerek şöyle diyordu:
“Burası var ya burası… Taşa da toprağa da gerek kalmadan insanın gömüldüğü tek yerdir.”
Ne muhteşem bir tespit…
Gerçekten de en büyük mezarlıklar bazen şehirlerin dışında değil, insanların kalplerindedir. Taşı olmayan, toprağı olmayan, kitabesi bulunmayan nice mezarlar…
Kırılan umutlar…
Yarım kalan hayaller…
Biten dostluklar…
Ölen güvenler…
Bugün kime sorsanız, yaşına ve yaşadıklarına göre kalbinde onlarca, belki yüzlerce mezar taşıdığını söyleyecektir.
Ne yazık ki çağımız, çıkarın, menfaatin ve bencilliğin zirve yaptığı bir dönemi yaşıyor. İnsanların önemli bir kısmı artık sadece “Daha çok nasıl kazanırım?”, “Daha az emekle nasıl elde ederim?”, “Menfaatimi nasıl büyütürüm?” hesabını yapıyor. Maddiyat, maneviyatın önüne geçtikçe kalplerdeki mezarlıklar da büyüyor.
Üstelik bu hastalık belli bir kesime ait değildir. Her çevrede, her makamda, her unvanda karşımıza çıkabilir. Kimi zaman dış görünüşüne aldanırız; fazilet zannettiğimiz yerde menfaat, ilim zannettiğimiz yerde zulüm, itibar zannettiğimiz yerde ise büyük bir ahlak eksikliğiyle karşılaşabiliriz. Bu yüzden insanları unvanlarıyla değil, adaletleri, merhametleri ve güzel ahlaklarıyla değerlendirmek gerekir.
Bütün bu karamsar tabloya rağmen gönlümüze huzur veren en büyük hakikat ise ahiret inancıdır.
Öyle bir Rabb’e iman ediyoruz ki, O’nun adalet terazisi bir zerre kadar bile şaşmaz. Boynuzlu koyunun boynuzsuz koyundan hakkını alacağına inanıyoruz. Hiçbir iyiliğin karşılıksız, hiçbir kötülüğün de hesapsız kalmayacağı Mizan Günü’ne inanıyoruz.
İşte bu inanç, yorgun gönüllerimize umut oluyor.
Ne güzel böyle bir Rabb’e inanmak…
Ne güzel O’na kul olmak…
Ne güzel adaletin mutlak tecelli edeceği güne iman etmek…
Kalplerimiz mezarlığa dönüşmeden, umutlarımızı diri tutalım. Çünkü her bahar, gerçekten de tek bir çiçekle başlar.
Bilal Hacıhüseyinoğlu