logo yanı reklam

Bilal Hacıhüseyinoğlu yazdı Gülelim ve Ağlayalım



Eklenme Tarihi: 15/06/2026

Gülelim ve Ağlayalım

Karadeniz denince akla ilk gelen şeylerden biri değişken havadır. Sabah güneşin altında terlerken öğle vakti şiddetli bir yağmura yakalanmak, ardından rüzgârın ve fırtınanın etkisini hissetmek, akşam ise yeniden açan gökyüzünü seyretmek Karadeniz insanı için sıradan bir durumdur. Bu yüzden ani değişen insanlar için halk arasında sıkça “Karadeniz havası gibisin” denilir.

Ne var ki bugün bu söz sadece bir benzetme olmaktan çıkmış gibidir. Çünkü tabiatta gördüğümüz bu değişkenlik, maalesef insan karakterlerine de sirayet etmiştir. Artık aynı insanda kısa süre içerisinde farklı mevsimleri yaşamak mümkündür. Dün samimiyet gösteren bir insanın bugün yabancılaşması, dost görünen birinin menfaati sona erince sırt çevirmesi, sevgisini ve ilgisini çıkarlarına göre şekillendirmesi sıradan hâle gelmiştir.

Doğadaki değişiklikler gelip geçicidir. Yağmur yağar, güneş açar, fırtına diner. İnsan bunlardan etkilenir ama zamanla unutur. Ancak insan karakterindeki ani değişimler kolay unutulmaz. Çünkü gönülde açılan yaraların izi uzun süre kalır. Bir dostun vefasızlığı, bir arkadaşın menfaat uğruna sergilediği tavır veya bir yakının çıkarları doğrultusunda değişen davranışları, insanın hafızasında ve yüreğinde derin izler bırakır.

Bugün yaşadığımız çağın en büyük problemlerinden biri de budur. Kapitalist sistem insanı tüketirken yalnızca ekonomik hayatı değil, ahlaki değerleri ve sosyal ilişkileri de dönüştürmektedir. Menfaat, birçok insanın hayatında temel ölçü hâline gelmiştir. İlişkiler çıkar üzerine kuruldukça dostlukların ömrü kısalmakta, muhabbetin yerini hesaplar almaktadır.

Eskiden insanlar dost kazanmak için gayret ederdi, bugün ise birçok kişi fayda sağlayacağı çevreler edinmenin peşinde koşuyor. Eskiden bir dostun hatırı için kilometrelerce yol gidilirken bugün bir mesajı cevaplamak bile ağır gelebiliyor. Eskiden insanlar birbirlerini oldukları gibi severken bugün çoğu zaman makamına, parasına veya sağlayacağı imkânlara göre değer veriliyor.

Bu durum karşısında bazen gülüyoruz, bazen ağlıyoruz. Gülüyoruz; çünkü insanlığın geldiği bu nokta zaman zaman ibret verici bir manzara ortaya koyuyor. Ağlıyoruz; çünkü samimiyetin, sadakatin ve vefanın her geçen gün biraz daha kaybolduğunu görüyoruz. İnsanlar kalabalıklar içinde yalnızlaşıyor, sosyal çevreleri genişledikçe gerçek dostları azalıyor.

Oysa insanı değerli kılan şey sahip olduğu mal veya makam değildir. İnsanın gerçek değeri; sözünde durmasında, dostluğunda samimi olmasında, zor zamanda yanında bulunmasında ve menfaat değişse bile karakterini değiştirmemesindedir. Vefa, dürüstlük ve sadakat kaybedildiğinde geriye sadece şeklen devam eden ilişkiler kalır.

Bugün yeniden düşünmeye ihtiyacımız var. Dostluğu menfaatten, sevgiyi hesaptan, muhabbeti çıkardan kurtarmaya ihtiyacımız var. İnsanları işimize yaradıkları kadar değil, insan oldukları için sevebilmeye ihtiyacımız var. Çünkü yarın hepimiz bu dünyadan göçüp gideceğiz; geriye bıraktığımız servet değil, gönüllerde bıraktığımız izler kalacaktır.

Karadeniz’in havası değişmeye devam edecektir. Buna engel olmak mümkün değildir. Ancak kendi gönül iklimimizi korumak bizim elimizdedir. Dört mevsimi bir günde yaşayan tabiatı anlayabiliriz; fakat dostluklarını ve karakterini her menfaat rüzgârında değiştiren bir insanı anlamak da, ona güvenmek de giderek zorlaşmaktadır.

İşte bu yüzden hem gülüyoruz hem ağlıyoruz. Gülüyoruz insanın düştüğü hâle, ağlıyoruz kaybettiği değerlere…

vesselam

Bilal Hacıhüseyinoğlu