logo yanı reklam

Bilal HACIHÜSEYİNOĞLU yazdı SARI ÖKÜZ



Eklenme Tarihi: 19/08/2026

SARI ÖKÜZ

Bugünkü yazımızın başlığı: Sarı Öküz…

Belki birçoğunuz duymuştur. Duymayanlar da vardır. Farklı şekillerde anlatılsa da “Sarı Öküz” hikâyesinin verdiği mesaj hep aynıdır: Birlik bozulduğunda, bugün başkasına yapılan haksızlığa sessiz kalındığında, yarın sıranın bize gelmesi kaçınılmaz olabilir.

Rivayet edilir ki bir zamanlar aynı merada yaşayan üç öküz varmış: Sarı öküz, beyaz öküz ve siyah öküz.

Bu üç öküz birbirlerine sahip çıkar, birlik ve beraberlik içerisinde yaşarlarmış. Öyle güçlü bir dayanışmaları varmış ki ormanın kralı aslan bile onlara saldırmaya cesaret edemezmiş.

Günlerden bir gün aslanın karnı acıkmış. Av ararken bu üç öküzü görmüş. Fakat üçünün birlikte olduğu müddetçe onları yenemeyeceğini anlamış.

Güç yetiremeyince kurnazlığa başvurmuş.

Beyaz ve siyah öküzün yanına giderek:

“Sarı öküzün rengi çok dikkat çekiyor. Onun yüzünden düşmanlarımızın gözü sürekli bu meranın üzerinde. Aslında sizin huzurunuz için sarı öküzden kurtulmak gerekiyor. Siz karışmazsanız ben onu ortadan kaldırayım.” demiş.

Beyaz ve siyah öküz, kendilerine dokunulmayacağını düşünerek bu teklife razı olmuşlar.

Aslan da fırsatı kaçırmamış ve sarı öküzü yemiş.

Aradan bir müddet geçmiş.

Aslanın karnı yeniden acıkmış. Bu defa kalan öküzlerden birinin yanına gidip diğeri hakkında türlü sözler söylemiş:

“Buraların tek hâkimi sen olmalısın. O olduğu müddetçe rahat edemezsin. Müsaade et, onu da ortadan kaldırayım.”

Bir zamanlar sarı öküzün yenmesine sessiz kalanlar, bu defa birbirlerinin yenmesine sessiz kalmışlar.

Nihayet merada tek bir öküz kalmış.

Aslan yeniden geldiğinde artık karşısında ne bir birlik vardı ne de dayanışma…

Tek başına kalan öküz, aslanı karşısında görünce gerçeği anlamış ve o meşhur sözü söylemiş:

“Biz aslında sarı öküzü verdiğimiz gün kaybettik!”

Sonrasını anlatmaya gerek yok.

Aslan için son öküzü yemek artık çok kolaydı.

KISSADAN HİSSE

Bu hikâyeden herkes kendi payına düşeni alsın.

Bugün dünyanın herhangi bir yerindeki zulme, “Benden uzak, bana dokunmuyor” diyerek sessiz kalanlar şunu unutmamalıdır:

Zulüm, karşısında direnç görmediği müddetçe büyür.

Bugün uzakta gördüğümüz bir haksızlık, yarın yanı başımıza gelebilir. Bugün başkasının hakkının çiğnenmesine sessiz kalırsak, yarın bizim hakkımız çiğnendiğinde sesimizi duyuracak kimseyi bulamayabiliriz.

Bu sadece devletler ve dünya siyaseti için de geçerli değildir.

Aile hayatında, ticarette, mahallede, toplumda, iş yerinde, siyasette ve günlük hayatımızın hemen her alanında aynı hakikatle karşı karşıyayız.

Bir kişinin hakkı yenirken:

“Bana ne!” dersek;

bir mazlum ezilirken:

“Beni ilgilendirmez!” dersek;

bir haksızlık yapılırken:

“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!”

anlayışıyla hareket edersek, günün birinde o haksızlık bizim kapımıza dayandığında yardım isteyecek insan bulamayabiliriz.

Dünyaya baktığımızda bunun örneklerini açıkça görüyoruz.

Bugün özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in politikalarını çok ağır zulüm ve haksızlıklarla ilişkilendiren geniş bir tepki vardır. Başta Gazze olmak üzere yaşanan insanlık dramları karşısında uluslararası toplumun etkisizliği ve sessizliği de vicdanları yaralamaktadır.

Maalesef birçok ülkenin yöneticileri ve toplumları, zulüm kendi kapılarına dayanmadığı müddetçe yeterince güçlü bir tepki ortaya koymuyor.

Oysa zulmün dini, dili, ırkı, ülkesi olmaz.

Mazlum kim olursa olsun mazlumdur.

Zalim kim olursa olsun zalimdir.

Sarı öküz hikâyesi bize yüzyıllardır aynı şeyi söylüyor:

Birlikteyken güçlüsünüz.

Birbirinizi feda etmeye başladığınızda kaybetmeye de başlamışsınız demektir.

Bugün başkasının sarı öküzünü verirsek, yarın bizim sarı öküzümüzü isterler.

Sonra beyazı…

Sonra siyahı…

Ve bir gün dönüp baktığımızda yanımızda hiç kimsenin kalmadığını görürüz.

İşte o gün:

“Biz sarı öküzü verdiğimiz gün kaybettik.”

demek için çok geç olabilir.

Onun için haksızlığın küçüğüne büyüğüne bakmadan, zalimin kim olduğuna göre tavır değiştirmeden, mazlumun kimliğini sorgulamadan hakkın, hakikatin ve adaletin yanında durabilmeliyiz.

Rabbim bizlere hakkı hak bilip ona tabi olmayı, batılı batıl bilip ondan uzak durmayı; mazlumun yanında durup zalime “Sen zalimsin!” diyebilecek cesareti nasip eylesin.

Birliğimizi, beraberliğimizi ve kardeşliğimizi daim eylesin.

Unutmayalım: Bazen kaybettiğimiz gün, yenildiğimiz gün değil; ilk haksızlığa sessiz kaldığımız gündür.

Hepinizi Allah’a emanet ediyorum.

Bilal Hacıhüseyinoğlu